19 Mayıs 2010 Çarşamba

Sisteme Dahil Olamayan İnsan


Durmadan bir şeylere ait olma isteği. Güdü. En derinlerden en sığlara vurmuş. İnternette, şu blogda bile illa ki fikirlerimizi paylaşacağımız, beğendireceğimiz, fikirlerini beğeneceğimiz, benzer düşüncelere sahip olduğumuz, benzer dillerden konuştuğumuz topluluklara üye olma, dahil
olma isteği.

Gerçek. Amerikalılar der ya hani. The Fact!
Faydaları da var belki zararları da. Benim kafam karışık bu konuda ondan karışık bir şeyler karalayacağım.

Aidiyet hissi;
Önüne geçilemez bir güdü. Sisteme karşı duruşta bile bir karşı çıkışa aidiyet var. Normal. Çok popüler olana karşı antipati besleyen bir grup insan da vardır, biliriz. Bazı zamanlarda ben de onlardan biri oluyorum, sebebi bilinmez hormonel değişiklikler mi, çevresel etkenlerden mi? Önceki iki cümleyi birden okuyalım. Yine aidiyet.

Bir de belli durumlar var ki bizi bu sistemlere dahil eden. Mecburen.

"Para"
Sırf para için istemediği bir şirket sistemine dahil olan insancıklar, hiç istemediği bir düzende yaşayan, aldığı nefesin parasını bu şekilde çıkaran.
Öyle bir alışkanlık durumu yaratıyor ki zamanla para, gereklilik daha çok alışkanlık haline geliyor. Bu sebeple girilen düzen artık batmıyor insana, "parçası" oluyor yine.
İnsanoğlu bir hayvandır, biliriz. Hem de sürü psikolojisinin en yoğun hissedildiği, en sert yaşandığı bir ırk kanımca. Nasıl da özeniyor kuşlara, aslanlara..Beyni var ama, tek başına yetersiz bazen. Takım ruhu, grup çalışması, departman ve bölüklerle tam bir iş çıkarabiliyor. Doğal süreç. Bu durumda yalnızlık, belki biraz sınırları aşmak demek.

Sisteme, düzene, topluluğa dahil olmaya her zaman karşı değilim tabii ki. Birlikten kuvvet doğar mentalitesi çoğu zaman doğru işler. Piramitler yüzlerce binlerce kölenin bir araya gelmesiyle inşa edilmiş olup, günümüzde şaşkın bakışlar, hayretler ve sırrı çözülmeye çalışılıp hiç bir zaman tam bir sonuca ulaşılamayan bir sırdır, insanoğlunun elleriyle yapılan.

Kızıp üzüldüğümse, bugüne kadar yetiştirdiğin beslediğin beynine, hislerine yaramayan, tamamen ters kaçan şeylere ait olmaya başlanması. Yapılan seçimler ister istemez kişiyi oraya getirdiği zaman geri dönüşün zorlaşması. Bilinçsiz bir makineden farksızlaşmak. Çalış, paslan,
yağlan ve tekrar çalış.

Belki de bu duruma bu kadar olumsuz bakmamak gerek, evet doğru, apaçık bir düzen, bir sistem var içinde dahil olduğumuz, toplumun dayattığı kurallarla yaşadığımız. Belki nefret ediyoruz, belki boyun eğiyoruz ya da belki de bu durumu çok seviyoruz! Seven için sorun yok evet, ancak olumsuz hisler besleyen insancıklar için söylenebilecek, verilecek öneriler var tabii ki. Akıllıca ve doğruluğuna inandığınız, test edip onaylayabildiğiniz, sistemden kaçış, sistemle mutlu yaşamak, düzenle baş etmenin 101 çeşit yolu, artık düzen olmasına rağmen mutluluğu yakalayabiliyorum tarzında faydalı bilgilere ulaşırsanız lütfen konuşalım. Şimdilik benim söyleyebileceğim tek çözüm ve ek çözüm, bireylerin en başta kendilerine saygılı olması ve sevdiği şeylerden uzaklaşmaması gerekliliği.

Ama insanoğlu, sen bilinçli, beyinli, iradeli tek hayvansın! Bir de bu cümleyi içerisinden bu dört sıfatı atarak okuyalım.
-Ama insanoğlu, sen hayvansın!

Not: Büyük bir hayvansever olarak buradaki hayvanlık niteliği, bilinçsiz olma, iradesizlik, sürü psikolojisi uyumu gibi durumları içermektedir.

0 yorum:

Yorum Gönderme