2 Ekim 2010 Cumartesi

Şiddeti Öven Bir Yazı

Öncelike şunu söylemek zorundayım; biz insanlar içimize üflenmiş ruhla beraber gelen, hissetme, kannat kullanma ve saçmalama gibi insani özelliklerimizi bir kenara bırakırsak, “hepimiz hayvanız!”. Özellikle şuursuzlaştığımız anlarda, yani 'insan mantığımızı' kullanım dışı bıraktığımız anlarda, hayvan reflekslerine ve iç güdülerine sahibiz. Şüphesiz ki; hayvani ve insani özellerimizin rot-balans ayarlarının sağlam olması sürüş zevki açısından şarttır.
            Modern çağın yaşken eğdiği biz insanların, eğilen bükülen, yanında kuru olmadan bile yanan iç güdülerimizden bir tanesi de şiddete olan eğilimimizdir. Bahsi geçen modern çağın yan etkilerinden biri de işte bu noktada ortaya çıkıyor. Bu tırnak içerisinde modern zımbırtısı, yaşayanlarını şiddet parametresiyle “pısanlar” ve “pıstıranlar” olarak 2 katagoriye ayırır.
Başka bir deyişle, her olayda eli kah levyeye, kah beyzbol sopasına dönüşen insansılar ve her şartta hep geri adım atanlar. Ama şunu belirtmem gerekiyor ki; bu bozulan şiddet dağılım pastasında; sayısal açıdan pısırıklar, öksüz doyuran ayarında bol kepçe ezici üstünlük sağlıyor olsalarda, egemenlik açısından pıstıranlar, pısırıklara tabağın dibini bile yalatmıyorlar. Karanlık bir yolda yan yana bile geçmekten korkan, birisi sesini yükletirse diye korkarak ömür geçiren, hep yol kenarından yürüyen, ensesine vur ekmeğini al cinsinden pıstırılmış pısırıklar, bir ülkede yüksek bir nüfusa sahip ise; egemen salt kaba kuvvet dahada güçlenecektir ve bozulan dengeler düzelemeyecek kıvama gelecektir. Yani, şiddetin dengesizliği, beşeri münasebetlerde 'acz'e sebep olacaktı. Mevzu müdafa ise şiddet şarttır.
          Bu yazdıklarımdan insanları şiddete yönlendirdiğim anlaşılmasın, ama şiddeti hayatından çıkarıp “biz kaba kuvvete karışıyız” diyen penguenlerle, “alayına gider” diyen zontaların arasında kalan bir nesil cereyana maruz kalıp, bel fıtığı olması gerçeğini yatsıyamayız. Bize düşen dünyanın dengesinin bozulmaması adına; her insanın içindeki hayvani şiddet iç güdüsünü, insani niteliklerinin önüne geçirmeden, gerekli yerlerde, meşru mazeretlerle kullanmak üzere mevziye yerleştirmektir. Aslında şiddetle alakası olmayan bir zat-ı muhteremin, bu anlattıklarımın üzerine düşen bir cümlesiyle yazımı bitiriyorum: “şiddete meyyalim vallahi dertten
            Yaşasın orantılı güç! Yaşasın şiddet mazeretleri!

            Hazır mazeret demişken en afilli adamlarda, pek meşru, hep şükela şiddet mazeretleri karşınızda:










2 yorum:

stuven dedi ki...

şimdi düşündüm bunu üstüne ne yazılır diye bir şey bulamadım. çünkü bize bir şey bırakmamışsın. söylenecek herşeyi söylemişsin...

GregorSamsa dedi ki...

teşekkürler efem, sadece hepberaber, benim yaptığım gibi hafif şiddetli klasik türk musikisi formunda bir kaç eser verebilirz :)

Yorum Gönderme