24 Temmuz 2010 Cumartesi

Bir Ölüm İki Adam

  İki adam, iki usta, iki çınar. Aynı noktadan biri geldiği yöne doğru bakan, diğeri gideceği yere gözünü diken lakin adım adım ilerliyen iki şair. Cahit Sıtkı Tarancı ve Yahya Kemal Beyatlı.
  
   Cahit Sıtkı Tarancı. Zayıf, uzun, kara kuru bir adam. Hayata o kadar bağlı yaşamayı o kadar seviyor ki  nerdeyse hayat boyu hasta kalmaya razı ölmektense

.

Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

Ve gönül Tanrısına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!
Sitem eder hızla geçen zamana. Daha yapıcak onca iş, gezilicek onca ülke, girilicek onca kalp varken ölüm neden koşar ayak gelir ki kendine!

Şakaklarıma kar mı yağdı, ne var
Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz
Ya gözler altındaki mor halkalar
Neden öyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar
Ama sonunda o da kabul eder hayatın dönülmez bir yol olduğunu ve belkide son isteklerini yazar ''Abbas'' şiiriyle
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'ta;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
35 yaşı yolun yarısı olarak gören Cahit, 13 Ekim 1956'da henüz 46 yaşında hayata gözlerini yumar.

   Yahya Kemal Beyatlı ise ölümü almış, kucaklamış hatta dudaklarından öpmüş bir üstad olarak yansır şiirlerine. Divan edebiyatı deyişle kusursuz bir rinddir. Ölümden insanların geri dönmemesini bile bir güzelliğe bağlar.
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
Ölümü o kadar kabullenmiştir ki daha hayatta iken onu ruhunu dinlendiricek bir bahçe olarak niteler
Ölüm âsûde bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter,
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.
Ancak bir rind bile inkar edemez dünyanın güzelliklerini ve o da ihtiraf eder ve veda eder aleme
Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç!
Cihâna bir daha gelmek hayâl edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyâh açılan
Ve arkasından güneş doğmıyan büyük kapıdan
Geçince başlıyacak bitmeyen sükûnlu gece.
Gurûba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
Ya şevk içinde harâb ol, ya aşk içinde gönül!
Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yâhud gül.
ve Yahya Kemal de 1 Kasım 1958 de alem yumar gözlerini ebediyete açmak üzere.

0 yorum:

Yorum Gönderme