8 Şubat 2011 Salı

Dead Man / Jim Jarmusch



Pencereden dışarı bak! Bu sana sandalda olduğun zamanı hatırlatmıyor mu? Ve sonra o gece geç vakitte uzanıp tavana bakıyordun ve kafandaki su çevrendeki manzaradan pek farklı değilken, kendi kendine şöyle demiştin:
Sandal yerinde durduğu halde, nasıl oluyor da manzara akıp gidiyor?


Gözlerini her açışta değişen yüzler. Uzun bir yolculuk. Olması gereken kadar. Kaçmak eskinin etkisinden ki, bu cehenneme gelebilecek kadar, geçmişinden kaçmaya çalışmak. Yabancı her surete bakarken, dönemin insan profilinin tek tek karşınıza çıkması. Eski bir zaman bu. Cafcaflı renklere gerek yok. Conconlu kelimelere de. Her şey olması gereken kadar. Siyah beyaz bu yüzden film. Siyah ve beyaz.
Naif, ürkek, çekingen, kendine güvensiz ve korkuyla adım atmak yeniye. Gözlerde görünen tek şey, yeni adımlarla, bilinmezlik. Hayatın ne sunacağını bilmeden adım atmak/bakmak.
William Blake, muhasebeci olarak geldiği bu yerde işsiz kalır, yerine çoktan biri alınmıştır. Tekin olmayan dünyada tek başınadır artık. Sonra birden değişir her şey, beklenmeyen bir biçimde. Anlamsız bir şekilde hatta, kağıttan güller yerlere/çamurlar içine savrulur, gökten bir yıldız kayar, bir at uzaklara koşar... Hayat artık eskisi gibi değildir, tek gecede yeniden yazılır sayfaları kaderinizin.
Şuraya, kalbinin hemen yanına, beyaz adamın metal parçası girmiş. Kesip çıkartmaya çalıştım ama çok derinde. Bıçak onun yerine kalbine saplanabilirdi. O zaman da ruhun içinden uçup giderdi. Allah’ın cezası aptal beyaz adam!
Ve ilk dramatik düğümü atılır filmin. Beyaz adamın metal parçası yürektedir ve ruhun uçuşu gerçekleştiğinde ancak oradan çıkacaktır.
William Blake’in peşine üç katil gönderilir, hatası birini öldürmek değil, bölgenin para babasının oğlunu öldürmektir, kendisini korumaya çalışırken. Bir anda film teatral bir komediye dönüşür bu kısımlarda. Abartılı/teatral jest ve mimiklere eşlik eden dramatik ve absrüd diyaloglarla. Ve evet, dönem filmi değildir, sonradan bakıştır bir döneme. Bu yüzden bu teknik onu dönem filminden ayıran ince bir çizgidir. Don Kişotvari bir hava sezersiniz alttan alta.
Seni öldüren beyaz adamı öldürdün mü?
Ben ölü değilim ki.
Kendisine yardım eden Kızılderili’ye cevabı budur. Hele de kendisine ressam ve ozan olduğunu söylediği kısımla(William Blake, İngiliz ozan, ressam/1757-1827) aslında cevap iki kere verilmiş olur: William Blake ölü bir adamdır ve kurgunun içindeki William Blake de aslında yazgısında ölüm olan bir adamdır. Burada Kızılderili, tıpkı Antik Yunan’daki her şeyi bilen ve seyirciye aktaran anlatıcı (hypokrites) gibidir. Ki filmdeki ilk anlatıcı, Blake’in trende karşılaştığı ve durgun sandalda akıp giden manzarayı seyrettiğini söylediği bölümde izleyicinin karşısına çıkar ve Blake’in yazgısından bahseder. İzleyici bunun gerçekliğinden ancak ikinci anlatıcının çıkmasından sonra emin olur. Siz tüm bunları fark etseniz de kurgunun içindeki William Blake bunlara anlam veremez. Çünkü o kendi hayatını/şimdiyi yaşıyordur ve henüz geleceğini yaşamamıştır, tıpkı tiyatrodaki koro gibidir izleyici, olayları bilen ama edilgen.
Her Gece ve her Sabah
Doğar bazıları Acı'ya.
Her Sabah ve her Gece
Doğar bazıları tatlı Hazza,
derken Kızılderili, William Blake’in dizeleri sızar filme, Masumluk Kehanetleri’nden:
Her Gece ve her Sabah
Doğar bazıları Acı'ya.
Her Sabah ve her Gece
Doğar bazıları tatlı Hazza.
Doğar bazıları tatlı Hazza,
Doğar bazıları Sonsuz Gece'ye.
Yönlediriliriz bir Yalan'a inanmaya
Göz'ün içinden görmediğimizde,
Ki bir Gece doğmuştur, can vermek için bir Gece'de,
Ruh uyurken Işık Huzmelerinde.
Tanrı belirir ve Işıktır Tanrı
Gecenin içinde barınan o zavallı Ruhlara;
Ama bir İnsan Biçimi'ni sergiler.
Ve ilginçtir, şiirle paraleldir filmin anlattığı ve film, bu yüzden tiyatroya daha yakındır sinemadan.
Anlatıcının adı Hiçkimse’dir/Nobody/ Exaybachay. Yüksek Sesle Konuşup Hiçbir Şey Söylemeyen. Ait olamamanın, öteki olanın, hiçkimse’nin öyküsünü anlatır kısa ve öz cümlelerle. Hiç kimse de olsa bir öyküsü vardır Exaybachay’ın. Hiçkimse’nin peşine düştüğünüzde, yazgısını sizinle paylaştığında, yolu beraber yürüdüğünüzde bilebileceğiniz bir öyküdür bu, uzaktan o, sadece hiç kimsedir.
Ve doğarken Sonsuz Gece’ye hiç kimseyle yolculuk yaparsınız:
Kimle yolculuk ediyorsun?
Hiç kimseyle.
Ne tarafa gidiyorsun?
Bilmiyorum.
Sonra anlamsız açgözlülüğün absrüd finali yaşanır.
Benim, benim, benim… Sonuç: Hiçkimse’nin. Tıpkı dünya gibi. Traji-komik.
Ve Hiçkimse’nin gördüğü şey: gerçek olan mı, imaj mı? Filmdeki ikinci dramatik örgü buradadır, çünkü film başta Henri Michaux’un şu sözüyle başlar: Tercihen ölü bir adamla yolculuk etmemelidir.
Blake kendini halsiz hissetmektedir ve aç, Hiçkimse ona şu cevabı verir:
Mistik düşlerin peşinde koşmak ulvi bir lütuftur Mr. Blake. Bunu becerebilmek için insan aç ve susuz yol almalıdır.
Ve izleyici, filmin başından beri yolculuk yapan Blake’in yolculuğunun farklılaştığını anlar. Aslında peşindeki insanlardan kaçmıyordur, henüz bilmediği bir yere yolculuk yapıyordur.
Bütün kutsal ruhlar, oruç tutanları takdir eder. Yolculuğa bu şekilde hazırlanmak gayet iyidir.
Artık farklı bir bakışla bakma vaktidir dünyaya ve onsuz yapamam zannettiklerinden vazgeçme vaktidir. Çünkü oruç sadece aç-susuz kalmak demek değildir, dünyaya ait varlığınızdan/parçalarınızdan vazgeçebilme yetisini kazanmak demektir, gerçekten görmek, gerçekten hissetmek, gerçekten yaşamak, gerçekten yolculuğa çıkabilmek, gerçekten dönebilmek… için. Hiç kimseyle yolculuk eden elbette bir noktadan sonra yalnız kalacağını anlamalıdır ve Blake bakar ki yanında Hiçkimse/ hiç kimse kalmamış. Ve adım başı ölülerle dolmaya başlar film ve ucuz et pazarı gibi her yan kan ve kemikle dolar, kendisinin vurduğundan fazlası da yollarda karşısına çıkar.
Tertemiz bir varlıkla karşılaşır sonra, ölmüş bir ceylan yavrusuyla. Hiçkimse’nin anlattığı hikayedeki gibi. Kardeşi olarak görmüştü Hiçkimse gelip önüne yatan geyiği, ve bir adım daha farklılaşır yolculuğu. Masum ceylanın yanına uzanır, bir kurban gibi. İtirazsız yatar, uzanır toprağa. İlk defa, gerçekten görmeye başlar. Hiçkimse’yle yeniden karşılaştığında artık hazırdır ruhunun ait olduğu yere geri dönmeye. Ormanın içinden geçerken Blake ve Hiçkimse, görülen büyüleyici bir kutsiyetin ışıl ışıl sızmasıyken kameradan gözlere, aynı yerden geçen bir başkasının gözlerinden, aynı mekanın korkulu, bilinmez bir tehdide dönüştüğü görülür. Oysa aynıdır geçilen yer, sadece gören kişiler farklıdır. Herkes aynı şeye farklı bakar ve orada farklı bir şey görür aslında; ve yolculuklarımız -aynı yerlerden geçse bile- farklı farklıdır. Nereye yolculuk ettiğimize ve ne istediğimize göre değişir bakıldığında görülen şey.
Tüm bu yolculuk esnasında insan doğası, onun açgözlülüğü, hırsı, ikircikli tutumu, sahtekarlığı, tamahkarlığı… tek tek gözler önüne serilir. Evet, çirkin bir dünyadır burası ve Blake’in naif, ürkek, çekingen, kendine güvensiz ve korku dolu gözlerini değiştirecek kadar etkilidir kötülüğe evrilme konusunda.
Dünyaya ait son parçalardan birini de geride bırakır Blake: Benekli at’ı. Ondan ayrılışında ilginç bir hüzün vardır, at ardından gelmek istese de o, kıyıda bırakılmak zorundadır.
Hiçkimse, beni bu bot mu su aynasından öteye geçirecek?
Hayır, bu bot gerektiği kadar sağlam değil William Blake.
Bot sanki bedendir, parmaklardan nehre kan dökülürken, sağlam olmayan şeyin bot değil, beden olduğunu düşünürsünüz. Onu da bırakmanız gerekir ki, bu dünyada bırakacağınız son şey o’dur.
Yıkım, yıkım, yıkım… insanın dokunduğu her şeyde...
Yeniden bir geyikle göz göze gelmek. Sanki geyik, öteleri simgeleyen bir metafordur burada.
Acısı ve ıstırabı artarken, yürümek onurlu ama acıyla...
Kanosu gelin gibi hazırlanır, sanki kavuşma anıdır, ayrılık değil. Sanki düğündür, bitiş değil, sanki dönüştür, gidiş değil…
Ayrılma vaktidir ama ayrılık değildir evet, geldiği yere dönme vaktidir.
Nobody, ben sigara içmem ki…
Aho William Blake.
Jim Jarmusch yönetmenliğini yaptığı, 19yy.ın ikinci yarısında Amerika’da geçen 1995 yılı bir film. Johnny Depp (William ‘Bill’ Blake) , Crispin Glover (Makinist) , Gary Farmer (Nobody), John Hurt (John Scholfield) filmde yer alan oyuncular.
Johnny Deep kadar Gary Farmer’ın müthiş oyunculuğuyla sizi kendi gerçekliğine sürükleyen, Western sineması örneği gibi görünüp de içinde farklı tabakalar bulunduran, kimi yerde sinemadan tiyatroya yaklaşan bir yapım. Aslında beyaz aptal adamı hicveden, bunun yanında ruh- dünya- ölüm gibi kavramları da dile getiren bir film. Ruhun ayrılık vadisinden geri dönüşünü anlatan… Burada dikkati çeken şey bu kavramları sorguluyor olması değil, sorgulama yok bu filmde. Bir kabul ve o kabule giden yolun ifadesi var.
Bir gün ayrılma vakti geldiğinde, sandalınız hazır olmalıdır yolculuğa. Oruçlu olmanız gerekir dünyadan. Ve her şeyi tek tek terk etmeniz gerekir. Bunu yaptığınızda geride dünya için endişelenecek hiçbir şeyiniz kalmaz. Sizi sadece yeni yolculuğunuz ilgilendirir. Çünkü artık dönme vaktidir.
Dönüşünüz düğün ola.

MASUMLUK KEHANETLERİ

Görmek Bir Kum Tanesi'nde bir Dünya,
Ve bir Cennet bir Yaban Çiçeği'nde,
Tutmak Sonsuzluğu avucunda,
Ve Ebediyeti bir saatin içinde.
Kapatılmış bir kızılgerdan kafese
Boğar Tüm Cennet'i öfkeye.
Kumru ve Güvercinlerle dolu bir kumru evi
Titretir Cehennem'in tüm bölgelerini.
Bir köpek, kapısında açlıktan ölen Efendi'sinin,
Haber verir çöküşünü Devlet'in.
hor kullanılan bir At yol üstünde
Yakarır İnsan kanı için Cennet'e.
Her feryadı Yaban Tavşanı'nın, izi sürülen,
Bir elyaf koparır Beyin'den.
Bir Tarla kuşu, kanadından yaralı,
Susturur bir Kerub'un* şarkısını.
Kışkırtılmış ve kavgaya hazırlanmış Dövüş Horozu
Ürkütür Yükselen Güneş'i.
Her Kurt'un ve Aslan'ın uluyuşu
Ayağa kaldırır Cehennem'den bir İnsan Ruhu'nu.
Yabani Geyik, orada burada gezerken,
Uzak tutar İnsan Ruhu'nu üzüntüden.
Hor kullanılan Kuzu Halk Kavgalarına yolaçar,
Ve yine de Kasabın bıçağını bağışlar.
Küçük Çitkuşu'nu inciten adam
Sevgi görmeyecektir İnsanlardan.
Kim getirirse Öküz'ü gazaba
Kadınlar sevmeyecektir onu asla.
Sineği öldüren oyunbaz oğlan
Tadacaktır düşmanlığını Örümceğin.
İşkence eden kişi Mayısböceği'nin Peri'sine
Bir Kameriye örer sonsuz Gece'nin içinde.
Tırtıl, Yaprağın üstündeki,
Yineler sana Annenin dertlerini.
Güve'nin ya da Kelebeğin canına kıyma,
Çünkü Kıyamet yaklaşmakta.
At'ını savaş için eğiten kişi
Geçemez asla Kutup Engeli'ni.
Dilenci'nin Köpeğini ve Dul'un Kedisini besle,
Sen şişmanlarsın böylece.
Akşamın sona erişiyle uçup giden Yarasa
Terketmiştir inanmayan Beyni bunu yapmakla.
Baykuş gece vakti ziyarete gelen
Dem vurur inançsız'ın korkusundan.
Sivrisinek, Yaz türküsünü söyleyen,
Zehir elde eder İftiracı'nın dilinden.
Zehiri Semender'in ve Yılan'ın
Teridir Kıskançlığın ayağının.
Zehiri Balarısı'nın
Kıskançlığıdır Sanatçı'nın.
Bir Gerçeği kötü niyetle söylemişsen
Daha kötüdür uydurabileceğin tüm Yalanlardan.
Neşe'nin ve Keder'in örgüsü çok incedir,
Kutsal ruh için örülmüş bir giysidir;
Her kederin ve özlemin altında
İpekle örülmüş bir Neşe yatar aslında.
Ki böyle olması hakçadır;
İnsan Neşe ve Keder için yaratılmıştır;
Ve bunu gereken şekilde bildiğimizde,
Güvenle ilerleriz Dünya'nın içinde.
Bebek daha fazlasıdır Kundak Bezlerinden;
Her tarafında bu İnsanlar diyarının
Eller doğdu ve yapıldı araçlar,
Dillerinden her Çiftçi anlar.
Her Göz'ün döktüğü Gözyaşı
Bir Bebeğe dönüşür Sonsuzluk'ta;
Ve yakalanır ışıltılı Dişilerce,
Ve döndürülür tekrar kendi zevkine.
Melemeler, Böğürmeler, Kükremeler ve Havlamalar
Cennet'in Kumsal'ını döven Dalgalardırlar.Bir Bebek Sopa'nın altında ağladığında
Öcünü yazar Ölüm'ün diyarlarına.
Kişi Küçük Çocuğun İnancı'yla alay ettiğinde
Alay edilecektir onunla Yaşlılık'ta ve Ölüm'de.
Kuşku duymayı öğreten kişi Çocuğa
Çıkamayacaktır çürümüş Mezar'dan asla.
Küçük Çocuğun İnancı'na saygı duyan kişi
Yenecektir Ölüm'ü ve Cehennem'i.
Çoçuğun Oyuncakları ve Sağduyusu Yaşlı Adam2ın
Ürünleridir İki Mevsim'in.
Soru Soran Kişi, ki oturuşu pek muzipçedir,
Yanıt vermesini asla bilmeyecektir.
Şüphe taşıyan sözleri yanıtlayan kişi
Söndürür Bilgi'nin Işığını.
Cırcırböceği'nin çığlığı ya da bir Bilmece
Uygun bir Yanıt'tır bir Şüphe'ye.
Karınca'nın İnç'i ve Kartal'ın Mil'i
Gülümsetir topal Felsefe'yi.
Kişi gördüklerinden şüphe duyuyorsa
Ne yaparsan yap, inanmayacaktır asla.
Eğer Güneş ve Ay şüpheye düşselerdi
O dakika sönüverirlerdi.
Prens'in Kaftanları ve palavraları Dilenci'nin
Zehirli Mantarlardır Keselerinde Cimri'nin.
Dilenci'nin Paçavraları, kanat çırparak havada,
Bölerler Gökyüzü'nü parçalara.
Daha değerlidir Yoksul'un Çeyrek Peni'si
Tüm Altınlardan Afrika sahillerindeki.
Cimri'nin topraklarını alıp satar Az Bir Para,
İşçi'nin ellerinden zor alındığında;
Ya da, eğer yukarıdan korunuyorsa,
Alıp satar tüm o Memleket'i.
Kılıç ve Tabanca'yla kuşandığında Asker
Yaz Güneşi'ne felçli bir halde hücum eder.
Biline en güçlü zehir
Sezar'ın Defne Tacın'ndan gelmiştir.
Çarpıtamaz İnsan ırkı'nı
Zırh'ın demiri kadar kimse.
Altın ve Mücevherler Saban'ı süslediğinde
Kıskançlık boyun eğecektir barış Sanatlarına.
Bir Tutku'nun içinde olmak sana İyi gelebilir.
Ama Tutku senin içindeyse bu hiç İyi değildir.
Bir Memleket'in Kader'ini belirler Kumarbaz ve Fahişe,
Devlet onlara resmi izin verdiğinde.
Orospu'nun sokaktan sokağa seslenişi
Örecektir Yaşlı İngiltere'nin kefenini.
Kazanan'ın haykırışı, bedduası Kaybeden'in
Danseder Cenaze Arabası'nın önünde Ölü İngiltere'nin
Her Gece ve her Sabah
Doğar bazıları Acı'ya.
Her Sabah ve her Gece
Doğar bazıları tatlı Hazza.
Doğar bazıları tatlı Hazza,
Doğar bazıları Sonsuz Gece'ye.
Yönlediriliriz bir Yalan'a inanmaya
Göz'ün içinden görmediğimizde,
Ki bir Gece doğmuştur, can vermek için bir Gece'de,
Ruh uyurken Işık Huzmelerinde.
Tanrı belirir, ve Işıktır Tanrı
Gecenin içinde barınan o zavallı Ruhlara;
Ama bir İnsan Biçimi'ni sergiler
Gün'ün Diyarları'nda yaşayanlara.
William Blake

7 yorum:

N.Narda dedi ki...

Pek ala, pek!Teşekkür ederim bu güzel inceleme için.

Sinema böyle olunca sanat bence!

(Fİlme TV'de yarıda rastlayıp izlemediğimi hatırladım şimdi:)

aglea dedi ki...

canım suzan,

ne güzel filmdir "dead man". sen de öyle güzel yazmışsın... bir ara ben de şöyle karalamışım "dead man"e dair,

"kızılderili, sedir ağacından kanosuna, kutsal bir ayinin ağır ve saygılı hareketleriyle yerleştirir beyaz adamı. aynı, o ölü ceylanın yanındaki teslimiyetiyle uzanır kanoya william blake. son yolculuğun hüznü çöken nehrin dingin sularına, yaralı beyaz adamın damarlarından akan kan karışır. ve gözlerindeki son kare, sanki nehir ayaklarının altından doğuyormuş gibi duran bilge rehberinin, karanlık adamın kurşunlarıyla yere yıkıldığı an'dır. sonrası yoktur, sonrası; yüzlerce yıl önce yaşamış bir şairin ruhuyla birleşen "hiçkimse"nin yükselişidir. sedir ağacından kano, sonsuzluğa akar..."

öyle işte:)

sevgiler, öpücükler çok.

suursuz_kabalak dedi ki...

gerçekten çok güzel bir yazı olmuş, acilen tekrar izlemeyi düşünüyorum film, ellerine, kalemine sağlık :)

suzannur dedi ki...

Narda, izlemelisin bence. Gerçekten güzel bir film ki biliyorsun denk gelince kaçırmamak gerekiyor.

suzannur dedi ki...

Zeynep, hakikaten şiir gibi yazmışsın, yazının tamamını da okuyacağım inşallah bloğundan. Ellerine sağlık.

suzannur dedi ki...

suursuz-kalabalık,
hala nick'ini yazarken zorlanıyorum, birine sohbet ederken şuursuz kalabalık demek zor gerçekten :)Çok teşekkür ederim yorumun için, senin de gözlerine sağlık.

suursuz_kabalak dedi ki...

:)) çok haklısın aslında, bu takma ad seçimlerinde hep kötü olmuşumdur zaten :))

Yorum Gönder