5 Ocak 2011 Çarşamba

ÇEHAR-I BÂB-I ADAB-I HAŞERAT…






“Böyle dedim -ve bir gün, çayıma şeker koymayı unutarak, romanıma başladım.”[1] dedi GregorumSamsam ve başladı yalanlarını kurgulamaya... sonra, kurgusuna beni de dahil etti.

Adını Dostoyevsky’den etkilenen Karga’dan, pardon, Kafka’dan[2] alan, ikinci dereceden etkilenme yaşayan ve bloğunun big-brother’ı[3] olmaya hevesdâr bu zât-ı can, bir gün şöyle dedi:


“Sana bir iş teklifim var.”

Devir fırsatların üstüne atlama ve kısa yoldan şöhret olma devri efendim, ben de atladım bu cazip teklifin üstüne tabii. Bakmadım yaşıma, başıma, bloğuma… Madem dedim teklif can’dan, kim kıyar canına, cananı can için seven[4] şairmeşrebiz lügâtte, kabul ettim. Aslında bloglarının yaş ortalamasını bayağı yukarı çekeceğimi düşünüp, acaba kabul etmese miydim, diyebilirdim, lakin demedim. Madem mesele, yazmak ya da yazmamak; hem zati “…bence bir…”[5] de diyemeyeceğim için, başladım yazmaya…

Zaten köfte ve kurabiye borcum var, bu arada çaylar da zât-ı can’dan -bunu da hemen buraya çizittirivereyim ki resmileşsin-; istenen kelamsa, kelam adı altında dostlarla muhabbet meclisinde iki lakırdı etmekse, amenna efendim ve sadakna.

Ya ikinci kapı… İçte umman dışta durgun mavilik...  dipteki fırtınalarsa şiddetli...  Zamanla keşfederiz, eyvallah.

Üçüncü kapı hakkında dedikodu yapacak bilgim yok maalesef; ama “sokak sanattır” deyü tutturmuş aziz okurlar, İstanbul sokaklarını çok gezmemiş olsa gerek! Yavuz Hilmi’nin, artık İstanbul için şiir yazılamaz, dediğini duymamış olmalı.[6] Peki, ben katılıyor muyum post-modern romanın Türkiye’deki en iyi örneklerinden birini yıllar önce yazmış ve çok az kişinin bildiği Üç Anlatı adlı eserin yazarının bu görüşüne, o ayrı yazının israf-ı kelâmı efendim, buraya sığmaz.

Çehar-ı Bâb-ı Adab-ı Haşerat…
Lakin dördüncü olmayı nefsim hazzedebilecek mi, işte orası muallâkta efendim, bir bilinmez giz; Şafak’ça[7] dersem, pinhan. Dört kapı vardır Pinhan’da bilirsiniz ve dördüncü kapısı ben oluyorum Adab-ı Haşerat’ın.
Çehar-ı Bâb-ı Adab-ı Haşerat… nâm-ı diğer, Snibe.

Ve işte: “Buradayım, burada, buradayım…”[8]
Kaçırmamak gerekir bazen ellerine sunulanı. Çünkü “ Ömür tekrarlanmaz.”[9] Evet, tekrarlanmaz. Yaşayacak tek ömrümüz var, çünkü.
“İşte geldi, işte gidiyor… bir an görünüp, sönen hayat… Bir gölge oyunu.”[10]
Ve bu gölge oyununun bir an’ına denk gelen bizlerin yazıları, çizileri… çizgilerle kurduğu dostluk köprüleri…

Aslında herkes kendi şarkısını söylüyor, öyle değil mi, herkes kendi şarkısını söylüyor…
Ve belki ben de, sadece kendim için şarkı söylüyorum; kendim ve ilham perileri için:

Mihi canto et musis[11]
Mihi canto et musis
Mihi canto et musis

Bu söylenen benim şarkım… dinliyor musunuz?



[1] Hilmi Yavuz, Üç Anlatı, Taormina’daki cümleye nazire(s:45), orada ‘nescafe’ geçer.
[2] http://suzanbasarslan.blogspot.com/2010/10/yeraltndan-notlar-dostoyevski.html
[3] George Orwell, 1984’e atıf.
[4] Fuzuli : Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever
                Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever

[5] Albert Camus, Yabancı (L’Étranger), Meursault’a atıf.

[6] Hilmi Yavuz, İstanbul üzerine bir söyleşisinden.
[7] Elif şafak, Pinhan’a atıf.
[8] Skhizein, Fransız yapımı 13.30 dakikalık ödüllü bir anime. Henry’e atıf.
[9] Halide Edip Adıvar, Sinekli Bakkal
[10] Murathan Mungan, Cenk Hikayeleri
[11] Kendim için şarkı söylüyorum.

6 yorum:

GregorSamsa dedi ki...

muhterem yeni yazarımız, yüce insan heykeli dikilesice, Suzan Nur Başarslan'a blogumuzun diğer yazarları adına "hoş geldin" diyorum.
-"hoş geldin"

Suzan Nur Başarslan dedi ki...

Hoşnut oldun efendim, hoşnut oldum...

N.Narda dedi ki...

Dinliyoruz, dinliyoruz!

deli fadik dedi ki...

:) çok hoş...

Zeynel Abidin Delikan dedi ki...

Şiir tadında bir sohbet sanki, biraz sizden, biraz bizden ama...

Tatlı sofrasında tuzyalamak misali buruşturmaya hazırlanırken alem suretini, bal kavanozundan çıkmış gibi bir misal sizinki.

enfez bir keyif okumak,meşk etmek misali...

Suzan Nur Başarslan dedi ki...

Sevgili deli fadik ve Zeynel Abidin Delikanlı, teşekkür ederim efem, başka yazılarda da buluşmak üzere...

Yorum Gönder