17 Ocak 2011 Pazartesi

Galakside Son Bir Kez Otostop Çekmek



“Galaksinin Batı Sarmal kolu’nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır. Bir yörüngesinde kabaca yüz kırk sekiz milyon kilometre uzağında, tamamıyla önemsiz ve mavi-yeşil renkli, küçük bir gezegen döner. Gezegenin maymun soyundan gelen canlıları öyle ilkeldir ki dijital kol saatinin hala çok etkileyici bir buluş olduğunu düşünürler. Bu gezegenin şöyle bir sorunu vardır–daha doğrusu eskiden vardı: Üzerinde yaşayan halkın büyük bölümü çoğu zaman mutsuzdu. Bu sorun için pek çok çözüm önerilmişti, ama bunların çoğu genellikle yeşil renkli küçük kağıt parçalarının hareketleriyle ilgiliydi. Bu da tuhaftı, çünkü aslında mutsuz olan  yeşil renkli küçük kağıt parçaları değildi. Bu nedenle sorun varlığını sürdürdü; halkın çoğunun durumu kötüydü ve onların büyük bölümüyse sefildi, dijital kol saatleri olanlar bile. Her şeyden önce, ağaçlardan inmekle büyük bir hata ettiklerini düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Bazıları ağaçlara çıkmanın bile yanlış bir hamle olduğunu ve hiç kimsenin okyanuslardan asla ayrılmamış olması gerektiğini düşünüyordu. Sonra adamın birinin, değişiklik olsun diye bundan böyle halka nazik davranmanın ne kadar iyi olacağını dile getirdiği için bir ağaca çivilenmesinden yaklaşık ikibin yıl sonra, bir Perşembe günü Rickmansworth’de küçük bir kafede tek başına oturan bir kız, bunca zamandır ters giden şeyin ne olduğunu birdenbire fark edip en sonunda dünyanın nasıl iyileştirilebileceğini ve mutluluğun hüküm sürdüğü bir yere dönüştürülebileceğini anlamıştı. Bu sefer doğru olanı bulmuştu, bu işe yarayacak ve hiç kimsenin bir yere çivilenmesi gerekmeyecekti. Ama ne yazıktır ki, bir telefon bulup birilerine bundan söz edemeden korkunç, aptal bir felaket meydana geldi ve fikir sonsuza dek yitip gitti.”


Bir fincan earl grey çaya bakarak evreni kurgulamak, bir fincan çaya bakan insanlar arasında çok küçük bir yüzdenin başına gelir.
Bir fincan çaya bakan insanların yüzde altmışdört buçuğu sadece o an çaya bakıyor olmanın sonrasında çayı içmek eylemi getireceğine odaklı bir hissiyat yaşar. Yüzde onu çaya bakarken renginden, kokusundan çayın ne kalitede demlendiğini, demini yeterince alıp almadığını ve elindeki çayla zihnindeki çay arasındaki farkları düşünür, yüzde onbeşi çay falına bakarak veya çay yapraklarını eğlenceli şekillere benzeterek ilkel veya gelenekçi sayılabilecek bir etkileşim kapısını aralarlar, yüzde dokuzu çay ya da kahve içtiğini pek umursamaz ve sadece yüzde bir buçuğu, elinde bir fincan çayla kafasını yukarı kaldırıp orada neler oluyor olabileceğini kestirmeye çalışır.
Ona yüzde bir buçuk diyoruz, çünkü yüz kişilik bir grupta biri temsil edemeyecek kadar uzun boylu ve zeki, ama ikiyi temsil edemeyecek kadar tekildi.
Evet, bahsi geçen yüzde bir buçuk, Douglas Noel Adams, yani Douglas abimiz, ve tabi ki Otostopçunun Galaksi Rehberi.

  

Nihai soru ve nihai cevap gibi, hepimizin hayal dünyasının sınırlarını zorlayarak bulmamız gereken gerçekler vardır. Peki ya hayal dünyası yerine, zihninizde bir hayal evreni taşıyorsanız? İşte o zaman, nihai soru ve nihai cevabın peşinde de olsanız, bir kestirme yol uğruna yok olup gidecek tamamen önemsiz mavi yeşil bir gezegenden son anda kurtulup soluğu bir vogon gemisinde almış bir otostopçu da olsanız, iki şeye her zaman ihtiyacınız olacak, otostopçunun galaksi rehberine ve tabi ki bir havluya.

Nihai sorunun peşinde kutsal Magrathea topraklarını arşınlarken, hayat evren ve her şey hakkındaki sorudan çok, Altın Kalp gemisinin kontrol odasında, kendi nihai sorunuzun peşindesinizdir.

Belki bir sabah evini belediyenin yıkımından kurtarmaya çalışmayı hayatının en büyük sorunu olarak değerlendirip, şimdi Altın kalp gemisinin kontrol odasında bir üst uzay yol yapımı için yıkılmış gezegenine bir daha hiç geri dönemeyecek olmanın şokuyla uzay gemisinde bir fincan çay arayan Arthur Dent gibi evsiz kalmış bir uzay gezgini olmanın anlamını ararsınız.

Belki bir sürü kafası karışık erkek, bir narsist galaksi başkanı ve bir depresif robotla birlikte sıkışıp kaldığı uzay gemisinde tek çareyi uzaya uyum sağlamakta bulan Trillian gibi kendi sorunuzu gittiğiniz onlarca gezegende ararsınız.

Kim bilir, belki insansı özellikleri ve bir galaksi büyüklüğündeki beyniyle, nihai soruyu bulduğuna sevinemeyecek kadar zeki olmasına hayıflanan Marvin’e yarenlik edersiniz.

Ford Prefect gibi azimli bir çalışansanız eğer, nihai soruyu da cevabı da rehberin bulacağından emin biçimde bütün gezegenlerde rehber için veri toplamaya devam edersiniz.
Belki de yedi buçuk milyon yıl hesap yapıp, hayat evren ve her şey hakkındaki nihai cevabı “42” bulan Derin Düşünce gibi, soruyu bulmayı başkalarına bırakırsınız.

Nihai sorunuzu ararken, havlunuzu asla kaybetmemeli, pan galaktik gargara bombasını fazla kaçırmamalı, asla bir Vogon’un size şiir okumasına izin vermemelisiniz. Ha bir de, otostopçunun galaksi rehberi doğrudan uyarı niteliğinde olmasa da, aşık olmak hakkında şunu söyler: “mümkünse olmayın”.

Belki sorunuzu bulduğunuzda, İsevi saçlarıyla Slartibartfast’ı da bulursunuz, üst uzay yolu için yıkılan o çoğunlukla zararsız gezegeninizi, gezegen mühendisliği çalışma listesinde birkaç sıra öne alır.

Nihai cevap kırk iki, soruyu bilen var mı şimdi?

4 yorum:

N.Narda dedi ki...

bi kere cevap 41, 4 idi. Adam benim gibi mühendis bilem değil.

kötü espri, iyi bir yazı. Filmi sevmiştim ama "çok" sevmemiştim, ama bu yazıyla çoğa yakın severim şimdi :)

Sevgili Neandertal dedi ki...

kitabın beşte birinin çekildiği film bir yana, 5+1 kitaplık serisiyle galakside fır dönerek nihai soruyu arama telaşesi ve Douglas abinin yer çekiminden bağımsız zekası, çoğa yakın da sevilir, teşekkür ederim:)

N.Narda dedi ki...

hımm, demek ki asıl parçadan kotarmışlar filmi; birşeyler eksikti; belliydi zaten :)

Bak merak ettim şimdi kitabı (ları) :)

Adsız dedi ki...

marvin'in dikkate değer bir diğer özelliği de evrenden daha yaşlı olmasıdır. eksik kalmasına içim elvermedi :))

Yorum Gönder