Teniniz, yaralarınız, izleriniz, belki var olan doğum lekeleriniz, göstermek istemedikleriniz çıkar ortaya.
Ya sonra?
Organ dizilişleriniz farklı olabilir lakin bu çıplaklğınız ile belli etmez kendini. Çift yerine tek böbreğiniz, sol yerine sağa yakın, içi boş, içi dolu, içi taş kalbiniz olabilir. Bunu siz dile getirmediğiniz sürece kimse bilemez.
Bu sebeple dile getirip; yazdıklarımız okuyanlar karşısında çırılçıplak bırakır bizi. Çünkü tam da anlatmak istediğinizi yazarsınız. Konuşurken olduğu gibi gevelemez, kafa karıştırmaz, sağ gösterip sol vurmazsınız kolay kolay. Ne ise odur.
Açık, yalın, çıplak.
Kat kat giyilen kıyafetlerden daha çıplak bırakır kelimeler. Gözün içine bakıp kavramaya çalışılanlardan daha anlamlıdır yazılan cümleler.
Kim Ki Duk Güney Koreli bir yönetmen olup, Dünya Festivalleri’nin filmlerini dört gözle beklediği, hayata farklı açılardan bakmayı başarabilmiş ender gözlerdendir. İşin ilginç yani hiç sinema eğitimi almamış ve başka bir yönetmenin yanında çırak olarak çalışmamıştır. Yoksa gerçekten; eğitim adı altında dayatılanlar üretkenliğimizi baltalamakta mı, Kim Ki Duk’tan sonra tekrar üzerinde düşünülmesi gereken bir soru olarak karşımıza çıkmakta.
Eğer hâlâ Kim Ki Duk ile tanışmadıysanız, sizi onun filmleri ile tanıştırma şerefine ermek isterim.
Durun bir dakika, filmi başa saralım. Benim onun filmleri ve belki de ilk izlenmesi gereken ile tanışmama gelelim. İlk olarak başka bir filmini izlemiş olsaydım, diğer filmlerine önyargı ile yaklaşabilirdim ama doğru filmi; doğru zamanda karşıma çıktığı için şanslıyım.
Bir yurt odasında; yatağın üstüne sığabilecek maksimum sayıda kızın sıralanıp, masa üstüne yerleştirilen diz üstü bilgisayarında yarı konsantre bir şekilde film izlemesini hayal edin. İşte bu yarım yamalak koşullarda bile izlemek çarpabiliyorsa insanı; sessiz, karanlık, kocaman bir sinema perdesinde izlemek nasıl etkileyecekti kim bilir…
Bazı filmler vardır hani yeniden izledikçe sıkmayan, farklı farklı anları yakalamanıza sebep olan, işte Boş Ev ( Bin-jip ya da 3-iron) onlardan biri. Çok az diyalogla çok şey anlatmayı başarabilmiş yönetmen filmde. Öyle ki,şu benzetmeyi yapsam abartmış olmam; meşhur bir müzisyenin doğru zamanlarda, doğru notalara dokunup ruhunuzu okşayan besteyi çalması gibi; yönetmen de sessizliğin bolca hakim olduğu sahnelerde duygularınıza, en doğru yerinden dokunabilmiş.
Kim Ki Duk filmlerinin özelliği popüler kültür filmleri gibi hızla tüketilecek yapıda üretilmiş olmamasıdır. Filmlerini izledikten sonra ; düşünmek, arkadaşların aynı sahneden ne anladıklarını , ne anlatılmak istenmiş olabileceğini tartışmak gerekebilir. Zira her izlediğinizde farklı şeyler anlamış olmanız, sizden kaynaklanmaz. Bu yönetmenin izleyiciyi vurma taktiğidir.
Filmin konusuna değinip , konunun ne olduğunun bilinerek filmin izlenmesinden yana değilim. Filmi izleyip, kendi konunuzu belirlemenizden yanayım. Ana taslak tabi ki; aynı olacaktır fakat, onu farklı kılacak size hissettirdikleridir. Bir apartmandaki dairelerin planları aynı olmasına rağmen, onları farklı kılaniçlerine yerleştirdiğimiz detaylar, ardından da hissettirdikleri değil midir zaten. Filmin detayları her birimizin kafasında ayrı ayrı şekillendiğinde; Kim Ki Duk işini tam not yapabilmiş olacaktır.
Filmin çok meşhur müziği de gözden kaçmamalı. Kim bilir belki de; sadece müzik ilginizi çeker ve izlemek istersiniz.
Sevdiğim şeyleri hemen tüketebilme özelliğine sahip değilim. Kim Ki Duk filmleri de bunlardan. İzlediğim kadar izlemediğim filmi var. Doğru zamanda, doğru mekanda karşılaşmak istiyorum onlarla. Bir gün gelecek Kim Ki Duk filmlerinden oluşan bir koleksiyon ile kapımı çalacak biri. Kim bilir belki o gün, tüm filmleri izlemek için uygun gün olacak.
Ayrıca filmin afişinde de yazdığı gibi; ‘Hepimiz, kilitlerimizi açacak kişiyi bekleyen birer boş ev’ değil miyiz zaten...
Bilmem hatırlar mısınız – hatırlamanıza yardımcı olmak adına görselini aradım lakin başarılı olamadım- Temel Reis bir bölümde Safinaz’a evlenme teklif eder ve o an; denizin ortasında oldukları için yüzük namına parmağına takabileceği şey, geminin güvertesinden söktüğü, parmağını genişliğindeki halkadır(somun). Safinaz çok mutlu olur, yanakları al al olur.
Hani şimdi nerede bu çizgi filmleri izleyerek büyüyenler? Maddeye takılmadan yaşayanlar? Sevdiği adam tarafından evlenme teklifi almış hatunlar yüzüğün markasına, elmasın karatına kafa takar olmuş. Hediye aldığınız çikolatanın markasını beğenmeyip burun kıvıran veletler ile dolmuş bahçeler.
‘Ben bunu yemem kiiiiiiiii’
‘Bende bundan var kiiiii’
‘Nereden, ne kadara aldın bunu?’